Avrupa'da 18. yüzyıla kadar akıl hastaları şeytanla işbirliği yapan "melûn mahlûk" muamelesi görüp¸ ruhuna şeytan girmiş denilerek çok defa diri diri yakılarak vücutlarından şeytan çıkarılmaya çalışılırken¸ Osmanlı'da daha Sultan I. Bayezid devrinden akıl ya da ruh hastaları "insan olarak" kabul edilerek tedavi altına alınmaya başlanmıştır. Fatih Sultan Mehmed devrinden itibaren de bu tür hastaların bakım ve tedavisinde¸ "müzikle tedavi usulüne" başlandığı tarihî kayıtlarda geçmektedir.
İstanbul'un fethinden sonra ise Fatih Sultan Mehmed¸ kendi ismiyle anılan mahallede¸ 1456'da başlanıp 1470/1471'de tamamlanan Fatih Bîmarhânesini (Bîmarhâne-i Ebul Feth) kurdurmuştur. 1824'e kadar faaliyette kalan Bîmarhâne¸ 80 kubbeli ve 70 hücreli olarak inşa edilmiş; içinde bir başhekim ile 200 hastabakıcının bulunduğu bir müesseseydi. Buradaki hastalar¸ şefkat ve ihtimamla tedavi ediliyor¸ akıl¸ ruh ve sinir bozucu durumlardan uzak tutuluyordu. Hastalar ceviz karyolalarda yatırılıyor¸ her gün mûsıkî dinletiliyor¸ sülün¸ keklik ve bülbül gibi av etleri ikram ediliyor ve hastalıklarına uygun ilaçlarla tedavi ediliyorlardı. Modern psikiyatrinin kurucusu kabul edilen Fransız Jean-Etienne Dominique Esquirol¸ burayı gezdikten sonra "akıl hastaneleri için ancak bir mefkûre ya da ideal olabileceğini" söylemiştir. Bu Bîmarhane¸ 19. yüzyıl başlarına kadar hizmet vermiştir.
"Üç tarafı kafesli mermerler ile yapılmış bu büyük kubbe altındaki büyük havuzun çevresindeki sel sebillerden berrak su çağlayıp havuza girince¸ fıskiyelerden berrak su¸ kemerli kubbenin göbeğinde nihayet bulur. Böyle dikkat ve özenle yapılmış şifa yurdunun¸ anlatılan odalarında çeşitli hastalıklara tutulmuş zengin ve fakir¸ ihtiyar ve genç doludur. Bazı odalarda¸ ilkbaharda Edirne'nin aşk denizi derinliğine düşmüş sevdalı âşıklar çoğalıp¸ hekimin emriyle bu tımarhaneye getirilerek¸ altın ve gümüş yaldızlı zincirlerle kerevetlerine takılıp¸ her biri aslan yatağında yatar gibi kükreyip yatarlar... Kimisi havuz ve şadırvanlara bakıp¸ kalender hülyası kabilinden sözler eder¸ nicesi dâhi o kemerli kubbenin etrafında gülistan¸ bağ ve bostan içindeki binlerce kuşların cıvıltılarını dinleyip¸ delilerin perdesiz ve ölçüsüz sesleriyle feryada başlarlar...
Şefkat..Merhamet..İncelik..Kalite..Anlayış..Dayanışma..İnsanlık..

