Kendileri de iki kızı da..
Sosyal ama sessiz..
Garip bir sessizlik değil ama alışılmış da denilemeyecek türden..
Mahallede bir çok yerde karşılaşmış evine gitmişim evime gelmiştir..ama hep aynı dinginlik hep aynı sessizlikle geçiyordu konuşmalar ve sohbetlerimiz..
Hatta bir kaç kişiyle kurduğu cümlelerin sayısı toplasan belki 10 ile 15'i geçmiyor..
Yani ben bu kadınla başbaşa bir yerde kalsam taş çatlasın zordan mıdır mecburiyetten midir bilemiyorum ama dilinden çıkacağı sözler 20 kelimeyi aşmaz..yemin de edebilirim..
İki çocuklu bir kadın..İki genç kız annesi..Bir eş..Bir komşum bu kadın..
Hiç mi kızmaz bir şeylere..Patladığı anları yok mudur?
Kızdığı veya ne bileyim alışmış olduğumuz tavırlarla geçmez mi hiç bir günü?
Alışılmış tavırlar ve davranışlar işte..
Eşini uğurlarken yüksek sesle ''Çöpü de at sana zahmet çıkarken'' veya ''Kaç defa seslendim duyamadın mı acaba?' gibi..
Çocuklarına hiç mi kızmaz bu kadın veya çocukları melek gibi midir ki hiç bağırtmazlar üzmezler annelerini..
Kızlardan biri evlendi..torun verdi kucağına..
-Gün boyunca neler yaşadığımı sen görüyorsun nasılsa..dediğimde..
-Bende öyleyim..demesine duyamadığım için inanamıyorum ''evet öyledir çocuk bakmak'' deyip düşüncemle kalıyorum başbaşa..
Hem rahatsız oluyorum zaman zaman..bu kadın hiç mi tartışmaz kocasıyla?..
Kızdığı anları ben neden göremiyor denk gelemiyorum?..
Dibimde evi ya!
Sonsuz bir huzur ve mutluluk içinde geçmiş olabilir mi benim mahalleye geleli geçen 14 yıl .?
Akşam namazını eda ederken bu gün...balkonda oturmuş torunuyla eşi ve başka bir komşumuzla sesini konuşmasını işittim yine..
Hayır,namazımda onu dinlemedim,istemeyerek kulak misafiri oldum sadece..
Hep aynı ses tonu hep aynı dinginlik hep aynı mütevazilik..
Tam da onu dinlerken kendime öyle bir kızdım ki..
Onun mahremini bilmediğim için nasıl da kızıyormuşum meğer..
Meğer,her evden zamanımızda kavga tartışma ikilisini herkes dinleyebildiği ortaya malzeme ettiğimiz için kendimizi ve bu ailenin böyle bir şey bizlere sergilemediği için kızıyormuşum hatta tartışmalarını da huzursuzluk yaşamalarını da belki de içten içe istiyormuşum meğer..
Herkesin yaptığı gibi havalarda olmayışları,edalı edalı konuşmayışları üsten bakmamaları..ailelerini-sevdiklerini sergilemeyişleri..bir yere gidilecek iken sessizce evden çıkmaları,kimseleri arabanın korna sesiyle rahatsız etmeden kapıları hızlı hızlı çarpmadan ''Bakın,biz ne kadar harika giyinebiliyoruz,bakın biz ne kadar güzeliz,ne kadar havalıyız,popüleriz,ne kadar malımız var,arabamız da var bakınız kapıları ne kadar hızlı çarpıyorum duyunuz,ne kadar da sosyal insanlarız her gün bir yere her haftasonu parka pik niğe gidiyoruz demiyorlar..
Bunlar geçti aklımdan..bunları gördüm bu akşam..
Namazda sınırladım beynimi düşüncelerimi erteleyip namazdan sonra düşünürsün dedim..
Düşündüm mü?
Düşünmem mi?
Meğer ne kadar da ortada her şeyimiz..
Ne kadar da perdesiziz..
Ne kadar da açık..
Ne kadar da tesettürsüzmüş ailelerimiz-yuvalarımız..
Hani herşeyden en kıymetli olup her yerden daha fazla mutlu olduğumuz mekanlarımız konumumuz..
Ne kadar da ortada..
Ne kadar da sokağa dökmüşüz içimizi..kıymetlilerimizi..görüntülerimizi seslerimizi...
Beğenilmek hava atmak ''Biz özeliz-sahip olduklarımıza siz sahip değilsiniz'' tavırlarını ne kadar benimsemişiz meğer..
Ne kadar da soyunmuş..
Ne kadar da çıplakmışız meğer..
Ne güzel demiş Necip Fazıl abimiz:
Siz hiç bir sarrafın bağırdığını duydunuz mu? Kıymetli malı olanlar bağırmazlar.Domatesçi,zerzevatçı bağırır ama kuyumcu bağırmaz.Eskici bağırır ama antikacı bağırmaz.Düşünen bağırmaz.İnsan bağırırken düşünemez.Düşünemeyenler ise hep kavga içindedirler.
Dipnot:Resimdeki çocuklu bayan komşum değildir.
..


