Düşüncelerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Düşüncelerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Düşüncelerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Düşüncelerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Eylül 2014 Cuma

Anne Şefkati





Bir kadının fitratındaki anne şefkati..dünyaya gözlerini yeni açmış bir bebeğin hiç tanımadığı bilmediği bir ortamda hissettiği endişe ve sonrasında gelen güven hisleri..

Tarifsizsiz nimettir şefkat..sınırsız bir nimettir merhamet..Yüce bir lutüftur annelik..
Sevgi ise su gibi ışık gibi bazen isimsiz bazen kalıpsız çoğu zaman tanımsız bir güç ile çoğalıyor,gelişiyor ..Aslolan sevgiyi bulmak değildir aslolan sevgiyi vermektir..

Bitmesini istemediğim duygularımı hatırlattı bu video bana,çocuklarımın dünyaya geldiği ilk günleri..hani hapsetmek istediğimiz anlarımız olur ya hayatta..o çok özel anlardan biridir bu anlar..

Anne olmak için göğsü alev alev tutuşan ruhları şebnem şebnem heyecanla açılıp hazır olan kadınlar tanıyorum..
Anne olmayı sürekli olarak daha başka sebepler ve hedefler için erteleyen kadınlar tanıyorum..

Böyle bir güzelliği ertelemek bir kadının kendine yapabileceği en büyük zulümlerden biridir..
Duygularınız kalbiniz gençken daha canlı daha lezzetlidir sevinciniz bilgileriniz daha bir parlaktır daha etkilidir koşmalarınız gülüşleriniz daha can alıcıdır daha fazla çoğaltır sizi sevgi..

Anneliği ertelemeyin..evlat olma duygusunu takvimlerden bir tarih olarak yakıştırmayın doğacak yavrularınıza..Yavrunuz bir tarihten bir programın meyvesi düzenli bir hayatın bir sonraki adımı değil,Allah'tan belirlendiği zamanda gönderilmiş İlahi muazzam bir hediye olarak her gün bekleyin..isteyin..dileyin..

Bu paketin size ulaşması,size yakışması,sizin olması için toprağınızı ayrık otlardan ayıklayın..nemli tutun..güneş daima dolaşssın tarlanızda..ki..bahçenizde yetişebilsin bu güzel nimet..yakışsın bahçenize varlığı..

Dilerim ki bu mübarek Cuma gününde Rabbim yavrularımızı muhafaza edip bizlere bağışlasın..
Yavrusu olmayan kardeşlerime de hayırlısını nasip etsin yüreğini yumuşatsın..



Hayırlı Cumalar..

O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

1 Nisan 2013 Pazartesi

Yukseklerdeki yalnizlik


Anneme her gidisimde devasa binalarin arasindan gecerim..bunlarin arasinda henuz insaata donusmemis eskiligini ve guzelligini koruyan kucuk bahceli mustakil evler de mevcut..
Goruntu olarak oldukca zit oldukca da rahatsiz edici huzursuzluk verici bir manzara cikiyor ortaya..
Yavas yavas sehrin merkezi korkunc bir hal almaya basladi..bu devasa yapilar daha fazla insan daha cok aile daha rahat yasam daha konforlu daha modern bir hayati vaad ediyor..insanlar da bunu dusunmeden tercih ediyor.

Ne zaman annemin yolunu tutsam cocuklugumun o semte gectiginden olsa gerek eski anilarim gectigim her sokakta yasananlar canlanir..
Bazen arar gibi olurum aksam saatlerindeki oyunlarimizi,kapi onlerinde oturan anneler teyzeler ninelerin sohbetlerini duymayi arzularim,bakkal manav kucuk bufeyi belki yine yerinde gorurum diye umitlenirim ama hic bir sey eskisi gibi degil..

Bir kac mustakil ev kaldi geriye..ve devasa binalarin altinda kahramanca savas veriyorlar..sanki gucleri olsa uzerlerine abanan bu kocaman yapilari iterek devirecekmiscesine sakin sakin oturup uygun ani ve zamani beklermis gibi bir halleri var..

Devasa binalari ihtisami ve gucu tartisilmaz..ama bu mustakil demir kapili evlerin sicakligi,yasanmisligi hic bir yapiyla yarisamaz..

Bu kucuk evlerin sahipleri cok sukur ki henuz mutehaitlere pazarlik mahal vermemis olanlardir..evlerini yasadiklari surece beraber onlarla yasamalarini ayakta durmalarini isteyenlerdir..
Pencerelerinde isik gormek,o evlerde hala birilerinin oturdugunu bilmek inanin ki cocuklugumdaki anilari muhafaza etmemde o kadar yardimci oluyor ki..

Yanlarindan gecerken evlerin ici gorunur..
Pencere kenarinda oturan bir kediye rastlarim bazen..bazen alelacele toplanmis govdesine igneler batirilmis her an ele alinmaya musait el islerini gorurum..bazen koltugun hemen yaninda duran masanin uzerinde acik ve tam ortasina gozluk birakilmis bir kitap gorurum..

Yasanmislik..

Bazen mutfak isigini gorurum,ocakta tavanin basinda yemek hazirlayan patates kizartan bir teyzeyi gorurum..bazen evlerin icin kalabalik olur..ellerine el islerini almis sohbet eden birbiriyle latifelerde bulunan elini agzina getirerek orten bayanlari gorurum..

Bunlari gormek hayati ve yasamin kucuk guzelliklerini gormek degil midir?
Yuksekkte olmak,konfora samimiyeti degistirmek,her kisinin ozel bir alani yeri olmasi aileyi,birlikte olmayi,komsulugu konusmayi sohbeti ve kisaca paylasmayi kaynasmayi yitirir..

Devasa binalar istedikleri kadar muhtesem istedikleri kadar modern oladursun..
Bunlardan hic biri kucuk bir ev kadar sicak kucuk bir ev kadar insancil,yasamaya musait ve uygun olamayacaktir..

Nihayetinde insan topraga yakin oldugu kadar hisseder insan ve toprak oldugunu..
Yukseklik hasretlik,konfor yalnizlik getirir ancak..


O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

15 Şubat 2013 Cuma

Ihtiyacim var



Ornege ihtiyacim var,ornege ve misale..bunlarin canli olmasina ihtiyacim var..
Gormeliyim,duymaliyim..
Haliyle,tavriyla,yasantisi ve gundelik hayatin icindeki kosusturmacadaki durusuyla bana ornek olacak yo lgosterecek bir modele ihtiyacim var..
Efendimiz (s.a.s) kadar canli Efendimiz kadar dogru ve duzgun olmasa da olur,eksik olsun hatasi da olsun ama olsun boyle bir ornek ne olur..oyle ya..kim ulasabilirdi ki onun ahlakina ve yasam tarzina..derinligine suuruna..
Kaldi ki O'nu herhangi bir insan herhangi bir ferd olarak gormek buyuk bir hata ve yanilma olurdu mutlaka..
Bir ornek olmali teyzelerim,ablalarim bir ornek olmali..
Nefislerine karsi actiklari savasta nasil mucadele ettiklerini yazmalarini,gostermelerini istiyorum,buna ihtiyacim var..
Bir cok insan bilir yazi yazmayi,bir cok insan bilir yemek yapmayi,cocuk buyutmeyi..saclarini sekle sokmayi alis-veris etmeyi ve daha bir cok seyi..
Bana bunlari gostermesinler,bana bunlari ogretmesinler..bir ornek istiyorum simdi,bir ornek bulmaliyim..
Bunlari istemiyorum ben simdi..
Bir ornek bulmaliyim..birilerinde gormeliyim..
Ozendirici olsun,surukleyici olsun,gipta ile bakabilecegim "Iste ben de onun gibi olmak istiyorum"diyecegim bir ornek istiyorum..
Yeni dogan her gun yeni bir savas yeni bir cihad icin emek sarf etmek anlamina geliyorsa..
Etrafimdaki din kardeslerim de boyle savaslar icindeyse..
Bunu gormeliyim..onlarin azminden guc almaliyim..buna ihtiyacim var..

Bizzat gormek istiyorum,icindekileri bizzat bilmek istiyorum,buna ihtiyacim var..
Teknik varsa teknik istiyorum,tavsiye varsa ondan da istiyorum,yol yordam varsa ona da evet..
Ama bir el atsinlar istiyorum..
Oylesine basit ve yalin,kolay ve normal mi geciyor acaba o cihad..bilmiyorum..



..

O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

23 Aralık 2012 Pazar

Gün ortasında gece



Güzel bir güne başlamanın en önemli faktörlerden biri nedir?..KAHVE!..yukarıdaki kare güzel bir günde içildi,sonbaharı balkondan dinleyerek,değişimleri izleyerek tadı çıkartılmış bir anın ganimeti ve hatırasıdır artık.. dost eliyle alınmışsevgi ile hediye edlimiştir fincanım böyle olunca balkonda birk ahve içmek değildir sadece o anki eylem..
Doğanın içine karışmayı seçmektir bir bakıma..sen balkondasındır ve doğa karşında,ya da sen doğanın içinde olmayı seçmişsindir doğa da senin içinde,seni bir parçası sayarak rahatsız olmadan gelişinden ve varlığından ritmini aynı şekilde sürdürür,seyirci oluşun orada bulunuyor olman rahatsızlık vermez..

Doğanın uyanışı ve ölümü en güzel değişimlerden biridir,bunların yanına değişim babında ekleyebileceğim iki şey daha var..
Kadının kadından anneye dönüşmesi veya insanın canlıdan kuruya yani toprağa dönüşmesi..akıl almıyor ama her gün yaşanıyor..bu gün kanı akan kalbi atan canlılarız..ama toprak adayıyız aslında biz..
Yediklerimiz içtiklerimiz bunca çabamız hayat içinde davranışlarımız ve yaptıklarımızın hiç birini yanımıza almadan gidecek olan yolcu adaylarıyız..
Düşündürür bunları doğa insana..sen balkonda oturduğunu sanırsın veya sadece durakta otobüs beklediğini,ama öyle bir sistem var ki farketmediğimiz çoğu zaman,bilinçaltına işliyor gerçekleri..
Mesajı alıyorsun..fark etmedin değil..onu aldığını biliyorsun sadece onu açıp okumamayı tercih ediyorsun yani,erteliyorsun..

Düşünmekten yanayım..düşünebilmeyi diliyorum bazen..hani derler ya ''filanca ünlü düşünür''..düşünür ve düşünen insan olmak sadece okuyarak bildiklerini diploma veya her hangi bir belge ile tasdiklemek olmasa gerek..

Doğanın içine karışmak hoşuma gidiyor böylece..sanki kendime gidiyormuş gibi bir hisse kapılırım..sanki ihmal ettiğim bir dostum beni bekler ve çağırır gibi olurum..

Bu gün de çıkıp yürümenin yürüyebilmenin güzelliğini yaşamak isterim..serinliğin ve serinlemenin,günün tam ortasında akşama dokunmanın ne olduğunu doğada yaşamak isterim..

Gün sonunda geceye dokunmak okuyucum..

Gençliğin ortasında dünyadan kopmak gibi..

Acaba rabbim bu yüzden mi tam da göbeğinde günün indirir geceyi usulca..acaba bu yüzden midir karanlığın erken gelmesi kış mevsiminde..acaba bu yüzden midir?..






..
..

O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

3 Aralık 2012 Pazartesi

Tahammül edemiyorum


Mutfaktayken gelir aklıma genelde bu tür şeyler..
Meğer rahatsız olduğum bayağı şeyler varmış dedim kendi kendime..sebep ise tenceremin kapağıydı..evet tenceremin kapağından hoşlanmıyorum..
Tam olarak yemeğim ocağımdayken durumuna bakmak için kPğıelime alıp tezgahın üzerine bıraktığımda kapağın başta hızlıca sağ sol sağ sol gitmesi..tahta kaşığı tencereye daldırıp yemeği karıştırana tuzunu kontrol edene ve ateşin hararetini ayarlayana dek o kapağın önce hızlıca gitgide azalarak sonra yavaş yavaş gittikçe daha yavaş sonra ağır ağır sonra slow-motion dedikleri en ağır şekilde bir sağ bir sol etmesi ta ki durasıya kadar bu süreç içerisinde ne derece sinirlendiğimi tarif etmem mümkündeğil..

Sinirli insanla baş edebilirim,inatçı çocukla da,sürekli söylenenen herşeyi ters gören biriyle de ama o tencerenin kapağınatahammülüm yoktur işte benim..

Ne zaman yemeği kontrol etmek için tenceremi tezgahın üzerine koysam o meşhur sesi yine kulaklarımda..
Oturup düşündüm böylece tahammül edemediğim ve rahatsız olduğum şeyleri..
Liste de yaptım bak:

1:Tencere kapağının sağa-sola gidip gelmesi..

2-Tozlu-az bile olsa kirli bir masaya fincan-bardak,kitap,çanta gibi bir şeyleri koymak,hem kendim sevmem hem başkası da koysun istemem..silinecekse o ayrı :)

3:Cep telefonuma durmadan çağrı bırakılmasından rahatsız olurum,açamadığım durumlarda hemen ardından ev telimin aranması..cep telefonum var diye her an üzerimde taşıyor veya her an müsaitim beni arayabilirsiniz anlamına mı geliyor acaba?

4:Kılık kıyafetime bakılarak tepeden tınağa süzerek ardından yüzüme vardığı zaman gülümseyerek ''Çok zayıflamıssın canım,bana mı öyle geldi''demelerine de tahammül edemiyorum..dişimi sıkıp bişey demiyorum o ayrı..diyebilirim çünkü ama demiyorum..

5:Çocukları kalabalık veya ilgi gördükleri bir ortamda yeni sahip oldukları bir oyuncak gibi çevirircesine sergilemelerinden hoşlanmıyorum,tahammül edemiyorum..minicik çocuğa kendini sergileyerek beğenilmeyi bu şekilde öğretmenin doğru olmadığını düşünüyorum,sevmiyorum..

6:Şirin olduğunu düşündükleri bir gülümseme ile söylenen iğneleyici sözlere tahammül edemem..hele ki beni böyle davranmaya zorlayan karşısında sözlerden çok kendisine tahammül edemem..

7:Facebook-Twitter gibi yerlerde bir çorba tarifi 500 kez beğenilirken bir duayı 5 kişinin beğenmiş olması ne kadar acı..

8:Zaman zaman yardıma ihtiyaç duyulduğu zaman insanların dolaplarında oldukça fazla olmasına rağmen stok yaptım diyerek aldıkları malların veya giysi-yiyeceklerin yerine bir çorabı bir atkıyı bir havluyu kardeşlerine veya ihtiyaç sahiplerinden esirgemelerine tahammül edemiyorum..

9:Son olarak da aşağıdaki görüntüye tahammül edemiyorum..tamam artık böyle giyinmeyin vallahi bu kadarı kafi* :)

Mühim not:Etekten çok UGG botlarını sevemiyorum..


Birikmiş bunlar..listeledim gözlemledim incelemek istedim ..sizin tahammül edemediğiniz durumlar var mı dostlarım..?



Sevglerimle..


..

O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

2 Aralık 2012 Pazar

Oduncu




Üç ay sürmüştü ormana gidişleri..
Her sabah gün doğar doğmaz kahvaltısını eşinin elinden yer,bir fincan kahve içip baltayı sırtına vurarak ormanın yolunu tutardı..güneşin batışına dek balta sallar,ter döker kesilecek olan odunları anlaşmış olduğu alıcıya vaktinde teslim etmek için büyük gayretler içerisindeydi..
Üç ay boyunca bu böyle devam ett..
Eve her gelişinde benzi çekilmiş yorgunluk omuzlarına oturmuş beli baltayı savurmaktan kaldırmaktan gövdesini taşıyamaz hale gelmişti artık..ne var ki sözleştikleri odun miktarı artık kesilmiş,bağlanmış hazırlanmış ve teslim edilecekti sabah..
Üç ay boyunca yoğun çalışmanın zahmetin bu büyük gayretin karşılığını almak bir nebze de olsa onun kalbini dinlendirmiş yorgunluğun bir kısmını almış uyuyan çocuklarının başını okşadıktan sonra ışığı söndürüp yatağına rahat ve huzurlu yatmasına sebep olmuştu..
Günün ilk ışıklarıyla sözleştiği adamın çiftliğine giderek eline uzatılan kağıdı 'oku'dercesine tutturdular..
-Odunları satın alacak olan firma iflas etmişti,bir çok çalışan ve anlaşmalı olduğu şahıslar ödemelerinin ne zaman gerçekleşeceğine dair hiç bir bilgi bulunmadığını,devletin bu işe bağlı olduğu için de dava başlatılarak sonuçlanmasına dek hiç bir işlemin ve ödenmenin mümkün olmadığını,okudu..

Kağıdı uzatan adama baktı,sonra kağıda bir daha baktı sonra yazılanları bir daha okudu..belki yanlış okumuştu,belki de yanlış anlamıştı okuduklarını belki yazılanların başında değil de sonlara doğru farklı bir şeyler vardı..umutlarına karşılık verebilecek satırları aradı..duraksadı,satırlara baktıkça okumak istediklerini kağıda yansıttı hayali..
Ama emindi okuduklarından ve biliyordu yaşanacakları...

Eve ulaştığından karısı bakkaldaki borçtan söz etti,kızları okula ders götüremediklerini,defterlerinin ve kalemlerinin tükendiğine dair sitem ettiler....bakkalın ve çocuklarının onlara kibirli karışık tavırlarından sızan iğneleyici ve aşağılayıcı sözlerden ve hakaretten bahsettiler istemeye istemeye..kahve içmek istemişti oduncu ama kahve bitmişti çay içmek istedi ama şeker bitmişti...neden almadın sorusuna başka türlü yanıt veremeyeceğini düşünmüştü eşi,yoksa onu hiç üzer miydi?..hem de böyle bir günde..aralarına kısa bir sessizlik karıştı,sandalyeyi çekip oturdu sanki masaya..bakıştılar,konuştular sessizlite..her şey daraltıyordu yaşantılarını,en temel ihtiyaçlarını dahi alamayacak kadar zor bir durumda ucu ve sonu bilinmeyen bir yokuşa tırmandıklarının farkında varmanın acısını yudumladılar....

Günler sonra oduncunun kızı bakkala öğretmenin teklifi üzerine defter almaya gittiler..defterler öğretmenin küçük kızlara hediyesi olacaktı ve tebeşir ihtiyacı olduğundan tebeşiri küçük kızlar hediye edecekti..böylece her iki taraf da memnun bir şekilde bakkalın yolunu tuttular..

Kızlar bakkalın önünde bakkalın çocuklarını görünce içeriye girmek istemediler,dışarıda beklemeyi teklif ettiler..öğretmenleri hemen döneceğini söyleyerek bakkala girdi..
Bakkalın çocukları kızlara yaklaşarak aralarında küçük kızların borçlarından bahsetmeye başladılar..daha da ileriye giderek kızların babalarını aşağılayıp hakarette bulundular..

Öğretmeni bekleyemediler..bir an evvel eve ulaşmak ahıra saklanıp kimsenin görmeyeceği ve duymayacağı bir köşede saadece ağlamak istediler..

Oduncu atını bağlamak için ahıra girdiğinde hıçkırıkları işiterek kızları fark etti..onlara yaklaştı..bu halin sebebini sorunca kızlardan biri:
Bakkalın çocukları sana hakaret ettiler baba,seni aşağıladılar..senin sürekli terli olduğunu ve pis koktuğunu söylediler..
Ahırları temizlediğin için sürekli kirli dolaştığını ve hiç yıkanmadığını söylediler..

Kızlar babalarının yüzüne bakarak dudaklarından çok kalbinden kopan şu sözleri işittiler..

Oduncu derin bir iç çekerek ''Terlemek insanın gövdesini kirlerden arındırır,vucüttaki pislikleri ve zararlı maddeleri dışarıya atar,terlemek kokar bazen ama terlemek günahlar gibidir kızlarım,günah işleyen her insan üzerinde sevilmeyen haller ve kokular taşıyabilir insanlar bunu fark edince ondan uzaklaşmak isteyebilir kendisi de rahatsız olur incinir kaçmalarından uzaklaşmalarından böylece günahlardan kurtulmak için çaba sarf eder,kendini Allah'ın huzurunda temizlemek ister çevreye tekrar katılmak sevilmek ister,bu tür terlemeler kutsaldır..nasıl ki benim sizin ihtiyaçlarınızı karşılamak ve ailemizin borçlarını ödemek için her işi yapmayı göze alışım kutsal olduğu gibi''.. dedi..


Hayırlı pazarlar...






 ..



O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

7 Kasım 2012 Çarşamba

Kıyamet Günü Tohum Bankası


Tohum bankasi fikri nedir ne degildir bilmiyorum..bunun arkasinda neler-kimler var onu da bilmiyorum..
Tek bildigim(okuduklarimdan,gorduklerim ve duyduklarimdan yola cikarak)sudur ki artik hayatimizin bir cok alanina teneffus edildigi gibi(bkz:aile,cevre,konum,rutbe,dusunme tarzi,yasam stili)gun gectikce yediklerimize de mudahale eden gucler meydana cikiyor..
Ilk duyan diyebilir ki bu bir saka mi yoksa bu senin kafanda yaptigin bir kurgu mu?..
Cok isterdim buna inanmayi..dunya yoneticilerinin 5 aileden olustuguna inanmamak kadar ihtiyacim var buna ama gel gor ki ne yazik ki hersey onu gosteriyor..
Belki de bu gune dek deger vermedigimiz tohumlarimiza daha cok sarilmali sahip cikmali ve en onemlisi saklamaliyiz!..
Tohum bankalarin kuruculari..onlarin destekleyicileri..kisaca butun bu cabayi gosterenler ve gosterilmesini talep edenlerden kalbim ve aklim 'Sevgi,bu gidisat pek ic acici olmayacak gibi'diyor..hemde israrla..

Kıyamet Günü Tohum Bankası, kıyamet kopması ve dünya'nın yok olması (Norveç hariç) ihtimali için, Dünya'nın her tarafından gelen 100 milyonun üzerinde tohumu saklayacak. Tüm yapı güçlendirilmiş betondan ve nükleer saldırılara dayanabilecek güçte yapılmış.




Sebebi ise dünyanın her yerinde monokültür endüstriyel tarım başladığından beri tohum çeşitleri yok olmaktadır.
Bu tohumlari kim kimin yardimi ile toplamak ister ve neden acaba diye merak eden arkadaslar icin kisaca ozet geceyim..

Yetistirilen butun sebze ve meyveler kisaca urunleri once GDO ile zehirlediler ardindan da elde kalan yani saglikli GENETIGI DEGISTIRILMEMIS ORGANIZMAlari tek tek her ulkeden kredi vitrini veya buyuk destek,imkan veya hasat vaadiyle ciftcilerden alma cabasina giristiler..
Saglikli tohumlar tohum bankasina yerlestirilerek kimsenin bilmedigi ve tabii ki Norvecin bu kiyametin disinda kalacagi bir yere toplaniyor..

Dunya nufusu gittikce artiyor..butun bu insanlara yiyecek gerek..bu insanlari kim nasil besleyecek ihtiyaclari nasil karsilanacak?..
Ya da soyle diyeyim..insanlarin neyi nasil tuketecegini topraga ekileni bilmek ve bu sekilde kontrol etmek nasil bir mantik!..


Amaclari budur cunku..yiyecegini kontrol eden sana istedigini yedirir..zaten istedigini giydirdi,dinletti,izletti..sira onlarin istedigi gibi olmamizda..
Istediklerini yemek,istedikleri sayida cocuk dogurmak istedikleri gibi dusunmek..ama biz uretmeden,karsi cikmadan..

KOYUNLASARAK..   

Bunun derdine dusmus olan bu IYI insanlar elimizde ne kadar dogal ve temiz tohum varsa rizamizla kendilerine vermemizi istiyorlar..
Daha genis ve uzun yazarak kimseyi yormak istemiyorum..ricam:verdigim linklere ve tavsiye ettigim kitaba mutlaka bir goz atin-okuyun canlarim..


Seftali,kiraz,kayisi her ne cekirdek varsa meyvelerinizden kalan naylon tobaya degil topraga ekin curumelerine goz yummayin onlari ekin ..toprak suphesiz en guzel banka ve en guvenli olacaklari yerdir..
 
Ah Efendim (s.a.s).. “Kıyametin kopacağını bilseniz elinizdeki fidanı dikiniz”derken bunu da mi demek istedin acaba?..
    



Kitabi da okuyun..lutfen..


..

O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

26 Ekim 2012 Cuma

Ürün mü müsteri mi?

Bir kaç elin ürettiği icatların tümü beni farklı bir dünya içinde bulundurmaya ve ne kadar süreceğini kendileri dahi bilmedikleri bir diyara taşımaya çalışıyorlar,farkındayım.
Günün her saatinde ülkemin ve ülkelerin her şehri her köyünde bu dünyanın bir çok yerinde yalnız olmayacağımı vaad ederken,yalnız bırakmayacaklarını ıspatlıyorlar,farkındayım..
Ağlarını çarşaf çarşaf yayıyorlar,tanıtıyorlar gösteriyorlar..
Büyüdük..büyüyoruz..sende gelmelisin..sebeplerini de işte bir bir sayıyoruz dediklerinin,farkındayım..
Verdiklerini görüyorum..almak istediklerini de biliyorum..
Benden sessizliğimi almak istiyorlar.
Sakinliğimi almak istiyorlar..hayalkurmanın güzelliğini katletmek istiyorlar..
Üreticiliğimi,duygusallığımı köreltmeye çalışıyorlar..maneviyatımı baltalamak istiyorlar,farkındayım..

Düşünebileceğim anlarımı..kuytu köşelerimi..ağladığım yerleri yok etmek istiyorlar..
Duygularımın yerine başka duygular aşılayarak ''benim''hissettiklerimle değil..onların hissettirdikleriyle yaşamamı istiyorlar..
Beni büyük olan insan tarafından yapılan herşey her zaman korkutmuştur daima..
Büyüklüğü korkutuyor çünkü onun çöküşü genelde bir çok insan ruhunu da götürür beraberinde..
Modeller koyuyorlar önüme..kiloma,kılığıma,kıyafetime hatta eşime çocuklarıma onlar karar verecekler nerdeyse..
maneviyatımı resimlerle,videolarla dayatılan ''beğen''lerle köreltmeye çalışıyorla,farkındayım..
Bunların nasıl olması gerektiğini onlar söyleyecek nerdeyse...
Herkes kayıtlı ve yeri yurdu belli..benim de..ne var ki ben bilinçli olarak her gün gidip kartımı vurmuyorum giriş kapısındaki makineye..neydi onun adı?
Ne var ki ben sosyalleşemiyorum bir çok kişi gibi.
Yabanileşmeyi tercih ediyor sosyalleşmekten uzaklaşmak istiyorum.
kendime hasret..kalıp ürünü olarak ne sevmek ne yaşamak ne de ölmek istiyorum..
Demiştim..diyorum..
Facebook,Twitter vs...amacınızı anlayamıyorum belki henüz ama,sizi sevemiyorum..


Sonra postuma resim ararken asagıdaki resme rastladım...

 Resim açıklaması (Bir şeyin bedelini ödemiyorsan müşteri değil aksine satılan ürünün ta kendisisin demektir..)

 


Ürün olma..Hayatının patronu ol..



..

O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

Beyaz arayis

Ruhun boşluğuna atladığım oluyor bazen..böyle durumlarda,gece ve gündüzlerin içinde gizlenenleri görse de ruhum,dilim kelimelere dönüştürmekte aciz kalıyor bu halimi..
Eşyadan öte,dünyadan uzak bir haldeyim..yok tabiri sözlüğümde.
Belki rüyadadır can'ım..belki bir hülyadır bu yıllarca gördüğüm,dokunamadığım..
Nefes nefese yaşanıyor hayat..ben hiç bir yerinde duramıyorum..
Ne bir taraf tutabildim ne bir diyara varabildim..

Giysilerim kat kat..sakladığımı göremiyorum..
Gördüğümü örtemiyorum..
Takvimlerin de değeri yok bu durumda..saatlerin de dakikaların da..hiç bir şey..
Esiyor kafamın içinde rüzgarlar..her kutuptan serinlik ve mavi akıyor ruhuma ama..göremiyorum..
Ya göremiyorum..ya da gördüğümü izah edemiyorum..
An olur,ruhumun duvarlarını tırmanırım..an var ki öfke içinde onları tekmelediğimi bilirim..
İnsanların gözlerine her girşimde yıllar evvel kayıp ettiğimi ararım bakışları içinde..her seferinde boynu bükük ayrılırım yüzlerden bu yüzden..
bulamadığım,tanımlayamadığım için bazen kızgınım bazen kırgınım..çoğu zaman da diyorum ki..
Saltanata gelemiyorum..dışıma çıkamıyorum..bir ben var ben gibi ama ona da ulaşamıyorum..
Ben,bu dünyanın insanı olamıyorum..




Sonsuzun iki yanı da yoktur, ortası nasıl olabilir ? 
(Mevlana) 

O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

17 Ekim 2012 Çarşamba

Bilmem


Duy diye yazmak da istedim..buz kırağını geçtim..elime bıraktığın çiçekleri saymak istedim ..

Aylardan Ekim gün sayısı 18..

Kimse yok gözü açık olan evde..ya birileri yoktur ya birileri uyumuştur.
Nefesim dolaşır havada ve ay zannediyorum ki hilal olmalı bu günlerde..uyuyor muyum?..donuyor muyum,bilmem.
Ya susuz olmalı bir yanım ya da harıl harıl yanıyorum,bilmem.
Uzağa çekilenlere bakıyorum bakıyorum hislerimi duygularımı tartarak..ne kadar benimdi diyor muyum,bilmem.
Hayat kirli ve pis bir yanı ise nur ve pür ve ak ve pak..hangi yanında duracağını seç diyor kalbim.
Avuçlarım açık ve uzanmış ellerim ve nicesini dilediğim halde bir kez daha bir kez daha diliyor istiyor dileniyor ve bekliyorum,ümidim eskisi gibi mi,bilmem.

Allah'ım..

Ruh kahramanım uğruyor mu evime geceleri,gündüzleri?.
Gündüzleri geceleri bırakıyor mu evime ve canıma ve kanıma ve ruhuma güzelliğinden bir damla güzellik ..bilmem.
 Meleklerin neleri kayıt ediyor varlığım neyi kayıp ediyor,bilmem..



Elimdeki defterlerin her sayfa satırı dolu..her duyguma bir cümle atfettim..anlatabildim mi onu da,bilmem.

Muhtacım ışığına..umuduna..omuzlarımı örtecek şefkatine

Dibim tuttu..yandı şekerim,demim çekildi..neden?

İşte onu da,bilmem...



Bir iç çekişin kelimelere dönüşmüş halidir okudukların sen ne anladın,bilmem...


..

O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

15 Ekim 2012 Pazartesi

Fark ettim!


Gonul karanligimiza sinen seffaf ve ultra modern guzellikler diye nitelendirdigimiz cihazlar,hazlar yuzunden kalp sesim iyiden iyiye kisildi.
Yoktum bir kac gundur..bir kac gundur dusunuyorum bir kac gundur ses cikarmaktan cok ses cikarmamaya calisiyorum.
Yere dusen bir ekmek kirintisini alirken egilmek onu yerden toplamak bir kac adim yuruyerek cop kutusuna veya lavaboya birakmak bile yasamakti.Hatirladim.
Aksam vakti mutfak penceresini silmek geriye kalan temizlige sevinmek giden kirleri aninda unutmak..Insan aslinda en cok gidenden etkilenir oysa gelen her ne kadar temiz ve guzel olsa da..


Kimse mutluyken cok mutluyum demiyor..huzurluyken de oyle.
Bir tabagi yikayip yerine koymanin guzelligini hayatimida kac kez fark ettik acaba?
Elimi uzatarak rahatlikla dolaptan bir bardak alma hazzinin kac kez fark ettim acaba?
Kac kez yorgunluk icinde gecen bir gunun sonunda isigi kapatarak yastiga gomulmenin guzelligini fark ettim acaba?
Kac kez yagmurlu bir gunde eve girdigim anda bir barinagimin oldugu icin sukretmis oldum acaba?
Dunden arda kalan yiyecekleri sofraya koyarak ve dolaptan biraz ondan biraz bundan takviye ederek sevgi ve sukranla yenen yemegin cemberinde olduguma kac kez sukrettim acaba?
Oysa mutsuzken veya huzursuzken surekli o hal ile ilgili konusur..derinlestirir boyutunu kalinlastirir inceligini insan.


Mutlu ve huzurluyum.

Mutluyum cunku her sabah gozlerime dunyanin en guzel boyasi isigi ve susu suruluyor.
Ruhum ve bedenim akan soguk suyun altinda avuc avuc alinan su damlaciklariyla uyaniyor.
Mutluyum cunku geceden ayrilirken gun ve yeni yeni ilk adimlarini atarken sabah,onunla ayni dili konusan kuslarin sesini duyabiliyorum.

Evdeki nefeslerin sayisini bilemem belki ama o nefeslerin temiz,saf cikarsiz helal bir sekilde alindiklarini biliyorum.
Mutluyum cunku beni ben olarak kabul eden sevenlerim var.Evimde oturma evimde istedigim gibi olma ozgurlugune sahibim.
Mutluyum cunku bu benim denizim..Ben bu denizin baligiyim..Midye kabuklarim var,deniz atlarim var hatta deniz kizlarim bile var..




 Gunaydin...



..

O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

30 Ağustos 2012 Perşembe

Bir çift kiraz



Orada yüksekte bir dal var..dalda iki kiraz..kirazların arasından ve kirazların aralarında bulunan dalların ve yaprakların arasından güneş geçer..
Orada bir dalda iki kiraz ve kirazların etrafında dallar ve yapraklar ve güneş ışınları var..
O kirazların hemen yanında 1-2 santim ilerisinde yaprakları kemiren bir tane tırtıl böceği var..ağaç,dal,yapraklar ve iki kirazla bir tırtıl böceği..
Ağacn gövdesi toprakta toprakta ağacın kökleri..
En yüksek dalın ilk yaprağı güneşten gelen ışığı alıp önce kendisine,sonra gövdesine ardından dalın üst yüzeyine yani ilk katmanına ardından dalın içine dalın içinden ağacın gövdesine ağacın gövdesinden köklerine köklerden dolaşarak besleyici mineralleri ve besinleri alarak dalda bulunan iki kiraza ulaşıyor güneşin ışınları,faydaları ve rahmeti Allah'ın..

Biz an itibari ile..ilk yaprağın durumundayız..
Biraz zaman gerekecek..o güzel döngünün gerçekleşmesi için..ama güneş var..ışınları göründü ve ilk yaprağımıza dokundu..

Asıl bekleyiş..ışınların kiraza ulaşıp kirazların renk alıp olgunlaşmasında..

EvelAllah...



O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Sabır ve ruh kahramanım



Ruhuma sinebilecek bir kahraman arıyorum.
Sağda solda evde çarşıda değil..içimden yola çıkarak içimden bulunanlarla yola çıkarak arıyorum..
Kendimi bırakarak ve tamamen güvenerek arıyorum..
Ya da arayamıyorum,arayamadığım için böylece tıkanıp kalıyorum bir noktada.
An gelir bilge biri mahallende yaşasın istersin..an gelir çok bilgili olduğunu savunan birine ulaşarak iki soru sormak istersin de hani,o bilge mütevazi ve cazip olmayı karakterinden ve huylarından sildiği için ulaşılmaz olmuştur..yanaşamazsın..
Başka bir lüksün yoksa veya takdire şayan bir imamın oturup Kur'an'ı Kerim'i açıp danışabilirsin Rabbine..
Rabbinin kelamını açıklayacak sana anlatacak bir insana ihtiyaç duyabilirsin ama bu durumda..
Ne yaparsın?

Sabırla ilgili beynime çuk diye oturacak bir söz belki de bir kelime peşindeyim.
Sözüne güvendiğim sözüne itibar ettiğim herkesle tek tek görüştüm..
Unuttuklarımı veya bilmediklerimi anlattılar..olmadı.
Sabır ile ilgili makaleler okudum,sözler,atasözleri hadisler dualar,olmadı..
Bu durumda ya benim nefsimin bir yanı kabardı hiç bir şeyi algılamama müsaade etmiyor ya da duyduklarım gerçekten duymamam gereki değildi arayışımı sürdürmem manasına geliyor.

Devam ediyorum bütün bu merak bu arayışa..

Nefsimimi düşünsem,imanımın ne denli kuvvetli sağlam olduğunu mu?bunları düşünmemin dışında sorgulamak değil de muhasebe tadında yapılırsa aradığımı unuturum diye aklım karışır darmadağın olur ve dilim bağlanır..

Eşim konuşur cevap mekanik..oğlum konuşur cevap mekanik..
İçime bir soru düştü içim cevapsız kaldı..


Bu ana dek aklıma sıcak gelen bir hadis ve Mevlananın bir sözü var sadece..ama aradığım açıklama-söz-anlam-mana-hikmet her neyse henüz bulunmuş değil..
..
Cenâb-ı Hak, kuluna, ameliyle ulaşması zor bir makam takdir buyurmuşsa, ibadet ü tâatıyla o zirveye ulaşması imkânsız görünen kimseleri, nefis ve aileleri itibarıyla müptelâ kılar.. sonra da o ibtilâya karşılık onlara sabır verir; derken, onları yükseltip o menzile erdirir.

Bu hadisi okuyunca imanımı sorguladım hatta şüphe ettim..


Bu ölçüler içindeki bir sabır mülâhazasını Hz. Mevlânâ, Mesnevî'sinde şöyle özetler:

Bir buğdayın, insana gıda ve kuvvet, onun dizlerine derman, gözlerine nur ve yaşamasına esas olabilmesi için, onun, toprağın bağrına gömülmesi, toprakla mücadele ede ede filizlenip gelişmesi, sonra biçilip harmanda dövülmesi, samandan ayrılıp değirmende öğütülmesi, teknelerde yoğrulup hamur hâline getirilmesi, fırınlara atılıp ateşte pişirilmesi, sonra dişlerle bir kere daha parçalanıp mideye gönderilmesi şart ve zaruridir. 

Daha çok pişmek için mi sabır dilesem şu anda piştiklerimize mi bilemedim?..
Soramıyorum da artık kimselere..herkes dedi diyeceğini ama ben hala cevapsızım..


Sen hiç böyle oldun mu?..

Sen beni anladın mı?

Yaz gülüm..yatsıyı eda edip geleceğim inşallah, Rabbim düşüncelerinle merhem gönderir  belki..serinletir ruhumu..


Sevgilerimle sabırla bekliyorum..

..

O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

31 Temmuz 2012 Salı

Allah bazen..


Allah bazen sana ihsânda bulunur (dünyevî şeyler verir. Fakat bu verilenler sebebiyle kulluktan uzaklaştığın için) aslında sana bir şey vermemiş olur! Bazen de aksi olur. Sana ihsânda bulunmaz, fakat aslında sana ikramda bulunuyor demektir!

Ibn Ataullah İskenderi

Neden olmuyor dediklerimizi düşün..
Neden düzelmiyor neden yaver gitmiyor neden başka kapılar açılmıyor mesela..Oysa ki sen bunları dilemekle meşgulken duadasın farkında mısın?
Dileklerini sunarken secdede ve avuçlarını açmışken semalara olman gerektiği yerdesin..
Olmasaydı o dert ve o sıkıntı daraltmasaydı ruhunu nefessiz kalıp soluğu duada almasaydın yaklaşırmıydın Rabbine?
Onca çıkmazın içinde boğuştuğunu düşünürsün sen oysa ki sen tam da Allah'ın olmanı istediğin yerde olabilirsin..
Huzurunda ve duada...

Değil mi dostum??



Geceniz hayrolsun..


..

O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

26 Temmuz 2012 Perşembe

Çamaşır ipi

 Sabahları temizliğe girişirdi Ayşe abla..önce evin içini temizler..süpürür tozunu alır ardından da balkonu yıkamak için üzerini değiştirir paçalarını sıvar eline hortumu deterjan dolu bir kova bir de fırçasını alarak parmaklıkları ve fayansları fırçalamaya başlar..
Balkona çıkınca yaptığı ilk iş yan komşusunun bahçesine bakmak..
Evleri yanyana..bir duvar ayırır onları..
Onun kapısı çarpınca komşusunnda duyulur hatta komşusunun da kapısı hafifçe titrer o derece..
Yatağı biraz itse o da duyulur..çeşmeleri açsa musluğu akıtsa kanalizasyona akan suları duyulur..
Kapı komşu dediğimiz olay işte..
Komşu yaşlı yalnız kalmış bir bayan..

Kişiliğine dair söylenecekler az..karanlık kişilik deriz ya ondan..ama içini göremediğimiz için karanlık,kötülük anlamında demeyelim..diğer komşular dese de biz demeyelim..
Hortumu ele alarak dikkatlice yıkar fayanslarını balkonun..gözü hep komşusundadır..Bir kaç metre ileride ağacın altında oturmaktadır..sessiz ve yalnız..
Ayşe abla balkonu bittirip merdivenlere başlayınca komşusu plastik beyaz sandalyesinden kalkar evin içerisine girer önce koyu mor ardından da mavi battaniyeyi çamaşır ipine atar..
Havalandırmak amaçlı..
Battaniyeleri daha erken saatlerde havalandırmışsa kuru çamaşır asar çamaşır ipine..pazardan alınmış yaşlıların yaz kış giydikleri yeleklerini veya baş örtülerini..
Hiç bir şey bulamadıysa da toz bezlerini asar çamaşır ipine..kuru vaziyette..
Ayşe abla korkulukları fırçalarken temizlemek için üzerindeki tozları sulara hakim olamadığı için komşusunun asmış olduğu eşyalara kayıyor sular..
Battaniye,yelek,her hangi bir giysi,baş örtüsü veya kuru toz bezleri ıslanıyor böylece..
Komşusu bir kaç metre ileride oturur ve bunu görünce sandalyeden sinirli bir şekilde kalkar..
Ayşe abla geleceği bilir bu durumlarda..yaşanacakları da..
Komşusu çamaşır ipine asmış olduklarını toplamaya başlar,sinirlidir..
Küfretmeye başlar,beddua etmeye başlar..kızmıştır..dişleri ardından sızan sözlerde kelimelerden çok öfke vardır..
Ayşe abla bir söz dahi söylemez bu durumda..
Komşusu ikisi için de konuşmuştur nasılsa..

Kahve içiyoruz..
Sinirlidir Ayşe abla..kızmış,çok.
Sen görüyorsun Sevgi..sen görüyorsun nasılsa dememe gerek var mı?
Ne zaman yıkamaya kalksam balkonumu asar kuru eşyalarını çamaşır ipine..
Sabah olsun akşam olsun fark etmez..
Ne zaman balkonu yıkamaya yeltensem niyetlensem..ıslak çamaşırları var ise balkonumun altındaki çamaşır ipine asar,yerlerini değiştirir..
Canım sıkılıyor bu duruma..konuşamıyorum da Sevgi,konuşamıyorum..

Bende konuşamıyorum Ayşe abla..
Ne seni ne de komşunu savunamıyorum taraf seçemiyorum..
Ben aradakiyim,ben ortadakiyim..

Ayşe ablam kızmıştır komşusuna..
Yıllarca bir selam dahi vermemişlerdir birbirlerine..
Bir günaydın bile çıkmamıştır ağızlarından..

Karşımda ölse bir bardak su veresim yok Sevgi,dedi Ayşe abla..


Ayşe abla haklı diyorum..aralarını bulmak için az biraz girişimlerde bulunmuş olmama rağmen çamaşır ipine asılmış çamaşırların sayısı çok olduğu için o hareketler ve gerginlik anları baskın geldi..
Benim girişimim eridi kaldı aralarında..

Komşusuna kızmıştır Ayşe abla..
Karşısında ölse bir bardak suyu vermeyecek kadar kızmıştır..

Rabbim bir bardak suyu dahi verecek komşular nasip etsin..bizi de o suyu hakedecek komşulardan eylesin ..

İnşallah..

O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Hiç düşündün mü Sevgi?



Sularımız kesildi..
Tam da akşam namazına 10 dakika varken..
İçimi sıkıntı kapladı..ama rahatlattım kendimi yine de..nasılsa gelir..
Şehir içi habersiz kesilen su neye işaret olabilrdi ki?
Arıza,bir kanalın tıkanmış olması veya her hangi bir şey..
Habersiz sular kesilir miydi hiç?..
Hemde şehir gibi bir yerde akşam vakti..
Sular kesildi akşama 10 dakika varken..ve ümitle bekledim..
Ardından musluğu açıp akıp akmadığını kontrol ettim..akmıyordu.
Musluğu açık bıraktım..
Ya su gelmezse?
Ya yatsı okunursa..ne ben akşamı kılamamışsam?..
Ya öyle olursa ya böyle olursa..
Derken hatırladım!
3 belki de 4 yıl evvel mutfağın alt dolaplarında doldurup da depoladığım 2 büyük pet şişe suyum vardı..
Hatta böyle durumlar için doldurmuş muhafaza etmiştim..
Teyzem de sabırsızlıkla ve lanet yağdırarak suların akmasını bekliyordu bahçede..
Sular gelmemiş ve yatsıya az bir vakit kalmıştı..
Mutfağımdaki bir pet şişeyi alıp teyzemin abdest alması için yardım ettim..
Ardından kalan su ile ben kendim abdest alıp namazımı kıldım..
Ne kadar da ferahlattı ne kadar da şükretmeme sebep oldu bu su kesintisi..bu sıkıntı.
Kendimi de ne kadar çok tebrik ve takdir ettim o suyu muhafaza ettiğime..
Sonra kendime ne kadar çok çok kızdım suyu genelde düşüncesiz kullandığıma sarf ettiğime..
Ne kadar çok duygu ne kadar çok his hepsi bir arada karışık..
Hücüme uğrayınca böyle..içinden çıkamayışlarımı seviyorum..

Bu su ile yaşanan bir olaydı..yakında vucut bulan ..bir tane daha var..bu gün meydana gelen..
Rabbim öğle namazına abdest almamı ve namaza durmamı nasip ettikten sonra babamın çocukları denize götürelim teklifini kabul etmiş hep beraber denize gitmiştik..
Abdestim vardı..
Denizde uygun bir yerde kılmak için seccademi de beraberimde götürmüştüm..
Lakin ne uygun yer ne uygun mekan bulamadığımız için namazı eve dönünce kıldık..abdestim vardı..
Akşam okundu akşam namazını eda ettik,abdestim vardı.
Elime Kur'an'i Kerim'i aldım okudum,dua ettim camiye gittim sonra yine Kur'an'i Kerim'i açtım sonra hadis okudum sonra yine dua ettim..abdestim vardı..
Kazalarım beklemedeydi..vakit kaza namazlarımı kılmanın vaktiydi..abdestim vardı..
Allaha hamdolsun kazalarımı da kıldıktan sonra abdestim nihayete erdi..

Böylece ve bütün bunları bir düşündüm..
Bir gün su kesintisi yüzünden bir litre su ile iki kişi abdest almış Allah'a olan vazifesini yerine getirmişti..
1 litreden az bir su ile..
Kaç vakit kılınabilir düşündün mü Sevgi?
Ne kadar Kur'an okunabilir..
Bir abdest ile bir litreden az bir su ile ne kadar sevap işlenebilir?
Bir litreden az bir su ile ne çok kirden arınılabilir?
Ne çok günah yıkanabilir pul pul dökülebilir sicim sicim akabilir?
Ne kadar temizkenebilirsin?
Bunu başka ne ile başarabilirsin,bu imkanı ve bu hikmeti ve keremi bu güzelliği Allah'tan başka kim sunabilir sana?
Allah kutsal kitabımızda ayeti hatırlıyor ama hangi surede olduğunu anımsayamadım şu şekilde kesin emrediyor..
''Yiyiniz,içiniz fakat israf etmeyiniz''


Bu ne kadar derin bir emir hiç düşündün mü Sevgi?
Farkında olmadan neyi nasıl tükettiğinin farkında mısın Sevgi?




..

O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

14 Haziran 2012 Perşembe

Çıplak aileler

Mahallede olduğum zaman süresince hep aynı..
Kendileri de iki kızı da..
Sosyal ama sessiz..
Garip bir sessizlik değil ama alışılmış da denilemeyecek türden..
Mahallede bir çok yerde karşılaşmış evine gitmişim evime gelmiştir..ama hep aynı dinginlik hep aynı sessizlikle geçiyordu konuşmalar ve sohbetlerimiz..
Hatta bir kaç kişiyle kurduğu cümlelerin sayısı toplasan belki 10 ile 15'i geçmiyor..
Yani ben bu kadınla başbaşa bir yerde kalsam taş çatlasın zordan mıdır mecburiyetten midir bilemiyorum ama dilinden çıkacağı sözler 20 kelimeyi aşmaz..yemin de edebilirim..
İki çocuklu bir kadın..İki genç kız annesi..Bir eş..Bir komşum bu kadın..
Hiç mi kızmaz bir şeylere..Patladığı anları yok mudur?
Kızdığı veya ne bileyim alışmış olduğumuz tavırlarla geçmez mi hiç bir günü?
Alışılmış tavırlar ve davranışlar işte..
Eşini uğurlarken yüksek sesle ''Çöpü de at sana zahmet çıkarken'' veya ''Kaç defa seslendim duyamadın mı acaba?' gibi..
Çocuklarına hiç mi kızmaz bu kadın veya çocukları melek gibi midir ki hiç bağırtmazlar üzmezler annelerini..
Kızlardan biri evlendi..torun verdi kucağına..
-Gün boyunca neler yaşadığımı sen görüyorsun nasılsa..dediğimde..
-Bende öyleyim..demesine duyamadığım için inanamıyorum ''evet öyledir çocuk bakmak'' deyip düşüncemle kalıyorum başbaşa..

Hem rahatsız oluyorum zaman zaman..bu kadın hiç mi tartışmaz kocasıyla?..
Kızdığı anları ben neden göremiyor denk gelemiyorum?..
Dibimde evi ya!
Sonsuz bir huzur ve mutluluk içinde geçmiş olabilir mi benim mahalleye geleli geçen 14 yıl .?

Akşam namazını eda ederken bu gün...balkonda oturmuş torunuyla eşi ve başka bir komşumuzla sesini konuşmasını işittim yine..
Hayır,namazımda onu dinlemedim,istemeyerek kulak misafiri oldum sadece..
Hep aynı ses tonu hep aynı dinginlik hep aynı mütevazilik..

Tam da onu dinlerken kendime öyle bir kızdım ki..

Onun mahremini bilmediğim için nasıl da kızıyormuşum meğer..
Meğer,her evden zamanımızda kavga tartışma ikilisini herkes dinleyebildiği ortaya malzeme ettiğimiz için kendimizi ve bu ailenin böyle bir şey bizlere sergilemediği için kızıyormuşum hatta tartışmalarını da huzursuzluk yaşamalarını da belki de içten içe istiyormuşum meğer..

Herkesin yaptığı gibi havalarda olmayışları,edalı edalı konuşmayışları üsten bakmamaları..ailelerini-sevdiklerini sergilemeyişleri..bir yere gidilecek iken sessizce evden çıkmaları,kimseleri arabanın korna sesiyle rahatsız etmeden kapıları hızlı hızlı çarpmadan ''Bakın,biz ne kadar harika giyinebiliyoruz,bakın biz ne kadar güzeliz,ne kadar havalıyız,popüleriz,ne kadar malımız var,arabamız da var bakınız kapıları ne kadar hızlı çarpıyorum duyunuz,ne kadar da sosyal insanlarız her gün bir yere her haftasonu parka pik niğe gidiyoruz demiyorlar..

Bunlar geçti aklımdan..bunları gördüm bu akşam..
Namazda sınırladım beynimi düşüncelerimi erteleyip namazdan sonra düşünürsün dedim..

Düşündüm mü?

Düşünmem mi?

Meğer ne kadar da ortada her şeyimiz..
Ne kadar da perdesiziz..

Ne kadar da açık..
Ne kadar da tesettürsüzmüş ailelerimiz-yuvalarımız..

Hani herşeyden en kıymetli olup her yerden daha fazla mutlu olduğumuz mekanlarımız konumumuz..
Ne kadar da ortada..

Ne kadar da sokağa dökmüşüz içimizi..kıymetlilerimizi..görüntülerimizi seslerimizi...
Beğenilmek hava atmak ''Biz özeliz-sahip olduklarımıza siz sahip değilsiniz'' tavırlarını ne kadar benimsemişiz meğer..

Ne kadar da soyunmuş..
Ne kadar da çıplakmışız meğer..




Ne güzel demiş Necip Fazıl abimiz:


Siz hiç bir sarrafın bağırdığını duydunuz mu? Kıymetli malı olanlar bağırmazlar.Domatesçi,zerzevatçı bağırır ama kuyumcu bağırmaz.Eskici bağırır ama antikacı bağırmaz.Düşünen bağırmaz.İnsan bağırırken düşünemez.Düşünemeyenler ise hep kavga içindedirler.



Dipnot:Resimdeki çocuklu bayan komşum değildir.


..

O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Gıybet sofrasına oturtma beni


 Yokluğunu fırsat bilerek ''Yakışmadı ona''cümlenin arkasına gizlenip iyimser bir maskeyle durumdan olayın iç yüzünden habersiz giybet yapılması için sofralara davet edenler..

İki yüzlü olup suçlayarak kendilerinde bu hakkı bularak gerçeklerin elbisesini yırtıp atarak çırılçıplak bırakırlar sözleri,açık bir alana atarak karşı tarafın ''çirkinliğini'' ,''hoşlanmadıkları yanlarını''sergileyerek aşağılamak isterler.
Taşlamaları için elleriyle gösterip bazen isim vererek bazen gizleyerek adını hüsn'ü zan altında bırakarak kötülüğün ve kötülüklerinin su yüzüne çıkmasına müsaade ederler..
Müsaade ederek de gıybet sofralarına sıradan bir postmuş gibi içini anlatıp derdini paylaşırmış gibi gıybet sofralarının sahipliğini yaparlar..
Davetliler olan bizler de düşünmeyi düşünmeden aslını astarını sorup araştırmadan tek taraflı dinleyip üzerimize bir vazifeymiş gibi severek karşılık veririz bu davete..
Birileri ''Bunu ısırın ki ben tatmin olayım,ısırın ki öfkemi böyle çıkarayım kırgınlığımı böyle ifade edeyim,hasedimi kıskançlığımı böyle ödüllendireyim''dedikleri için bizde sırf yorum yazmak adına bazen ya da gönül dostları olduğumuz için ortaklığı kabul etmiş masadaki çatalı bıçağa sarılırız..

Çünkü çataldır bazen yorumlar bıçaktır bazen kelimeler ve yorum kutumuz tanımadığımız bir şahsın etini minik minik lokmalık keserek yediğimiz tabağımızdır..

Isırıyoruz,yiyoruz kimin bilmeden çoğu kez,neden sormadan çoğu kez..susmamız hatta uyarmamız gerekirken anlatanı..

Oysaki gıybeti edilen kişi okusa yazılanları içine işlemezmi söylenenler?..ya da yüzüne yorum yapsak aklımızdakileri birebir söylesek üzülmez kırılmaz mı?
Bildiği ve daha da acı olanı bilmediği kendisini tanımayan insanlar tarafından bu şekilde araştırmadan veya uzak durmaya yeltenmeden gıybet sofrasına büyük bir açlıkla yaklaşmaları incitmez mi onu?

Bu da demek oluyor ki..kardeşinin etini yiyenler günahlarını omuzlamayı kabullenmişler..
Kabullenmişiz birini ısırmaya..minik minik doğrayıp yok etmeye..

Gıybet sofralarında kardeşlerimizin etini yerken canı yanıyordu mutlaka..mutlaka yanıyordur bir şekilde belki de anlam veremediği bir sıkıntı bir iç daralması sarıyordu o anda..
Eti ısırılıyor..hissetmez mi insan?..

Sofranın sahipliğini yapan şahıs mutlu mu olur bu ziyageti sunduğuna?..
Mutlu olması gerekiyor..yoksa bize sunulan oturtulduğumuz bu sofrada sohbet sahibinin nefsi rengarenk gelen her kendi tarafını tutan yorumla dört köşe gözleri ihtirasından tamahkarlığından kör kütük olmuştur mutlaka..

Bunda bizim de payımız yok mu?

Birinin etini yerken birini bu günahtan alıkoymadığımız uyarmadığımız için biz çok mu masumuz?..
Gıybet sofraları kana bulanır da her yere damlar sıçrarken gözlerimiz görmeyebilir belki ama o sofraya oturan da oturtulan da yenen de yiyen de kan içinde kalmıştır şüphesiz ve kesin ve net olarak.

Bu yüzden ayrılırken o sofradan gülümsemeler çoktur..memnuniyet büyüktür..dişlerimizde yediğimiz kişinin etinden artıklar vardır..hangimizin daha çok yediği hangimizin daha çok doyduğunu gösterircesine bir dayanışma bir dostluk havası estirircesine uzaklaşır pencere kapanır ve konu bittirilmiştir..bu dünyada..

Buraya yazdığımız metinlerin hesap verilmeye açık değil mi?..kelimelerin yerleştirilen cümlelerin açılan paragraflar noktalar virgüller dahi hesaba dahilken tuşlarla veya dilimizle işlenen günahlar sözlerimiz veya tık'larımız sayısınca azap olmaz mı?

Soğutarak yürekleri ayıpları ortaya dökerek biz kendimizi sorgulamadan başkalarını sorgulayarak nefsimize pervane oluyor olmayalım?
Şeytana uyarak öfkemiz dindikten sonra pişman olacağımızı bilerek hatta hayatta daha öneli ve değeri daha yüksek durumların mevcut olduğunu fark ederek kendimize kızmayacak mıyız?..

Dil söyler..Parmaklar yazar..mantık karanlık bir odaya kilitler kendini kalbe bir kir daha sıçrar ve durur orada..

Farketmediğimiz kaçıncı kirimiz..temizleyemediğimiz kaçıncı günahımız bu acaba sormak gerekmez mi kendimize?


Not:Tespit geneldir..Bloglarda yayınlanan aslını bilmediğimiz olayları anlatan bilmediğimiz tanımadığımız hellalik almamız nerdeyse imkansız olan insanları üzecek incitecek yayınlardan uzak durup gıybet kokusu olanlardan uzaklaşmak ve bu hassasiyeti hepimizin göstermesi ve mümkün mertebe bu tür durum ve yayınlardan uzak durmamız dileğiyle..



..

O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

15 Mayıs 2012 Salı

Balkondaki Cemali bey..


Akşam vakti küçük balkonuma çıkıp yiyecek içecek bazen okuyacak bir şeyler alıp akşam ezanının okunmasını beklerdim..
Evim yol üstünde olduğu ve sokaktan geçenleri görmek izlemek bana zevk verdiği için bazen 2 bazen 3 saat boyunca hiç bir şey yapmadan akşam vakti balkonda oturmak en büyük zevklerimden biriydi..
Mahallemizin evleri birbirine çok yakın kimileri karşılıklı kimilerinin avluları bahçeleri birbirine bağlı kimilerinin dar sokakları komşuya çıkacak şekildedir..
Mahalle sakinleri akşamları benim yaptığımı yapar..balkonlarda avlularda toplanıp kahve içer akşam ezanına dek sohbet eder..sokakta çocuklar oynar her yer capcanlı ve diridir..
Tam karşımda iki katlı bahçeli bir de minik bir balkonu olan bir komşumun evi vardır..
Kalabalık bir evdir burası..küçük olmasına rağmen tam 4 aileyi barındırır..Küçüğü büyüğü ergeni genci orta yaşlısı bir de çok yaşlısı hatta en yaşlısı olan Cemali bey yaşar burada..

Cemali bey 2 yıl evvel eşini kaybetmiş bir beydir..
Yine bir akşam balkonumda oturmuş sokağı,halini ve günün yavaş yavaş hararetini üzerinden sıyırdığını seyrederken gözlerim Cemali bey'e takıldı,evin kalabalık olmasına aldırmadan günlerce hatta yaz boyunca her akşam vakti akşam ezanına dek balkonun değil de balkona çıkılan merdivenin kenarına oturup saatlerce Kur'an'i Kerim okurdu..

Mahalledeki sesleri eğlenceyi gülüşleri kısaca insanoğlunun çıkarttığı her ses Cemali bey'i gördüğüm anda yok olurdu..
Sanki görünmez bir kumanda sessiz tuşuna basıp heryer inanılmaz bir şekilde hareketli olmasına rağmen sessiz kılıyordu.

Ne zaman Cemali bey'i Kur'an'i Kerim okuduğunu görsem etrafımdaki insanlara çevirip başımı ''Siz neden okumuyorsunuz ey yaşlılar?..70'inize 80'ninize merdiven dayamışlar?'' sorusunu sorardım kendi kendime..

Etraftaki herkese..kendim hariç..sanki ben ölmeyecekmişim gibi..

Kısa bir süre sonra Cemali bey'i yine aynı yerde gördüğüm akşamlardan bir akşam bende Kur'an'i Kerim'imi alıp Cemali bey'in tam karşındaymışım gibi okumaya başladım..
Sonraki akşam da öyle..sonraki hafta da sonraki ay da..

Akşam olunca ikindiyi kıldıktan sonra balkona çıkmak için can atar oldum böylece..
Balkona çıkmak sokaktakileri seyretmek bahçelerde balkonlarda oturanlara bakmaktan ziyade Kur'an okumam için altın bir fırsat harika bir zaman dilimiydi..

Okurken..Gözlerim ayetlerin arasında dolaşıyor..kulaklarım öyle şeyleri duyuyor ki..
Rüzgarı daha iyi işitir oldum..kuşların nereye ne zaman uçup konduklarını daha iyi gözlemler hatta hisseder oldum..

Okurken..Bütün insanları ve çevremde olup biteni etrafımda bulunanlarla aramda  bir ilahi perde gibi inan tarifsiz bir fanus oluştu zamanla..

Onları duyuyordum..kokularını alıyordum çiçeklerin ama ruhum bambaşka yerlere gidiyor daha önce balkonumdan yola çıkacağımı tahmin edemeyeceğim yolculuklara çıkar oldum..

Böylece..daha çok görmek istedim Cemali bey'i..

Bir akşam görmesem..''Acaba hastalandı mı?''diye sorardım halini hatrını..''Bu akşam neden çıkmadı,neden Kur'an'ını alıp okumadı..

Cemali bey'in gözleri zayıf düşmüş meğer..Kur'an'i Kerim'i okuyamaz olmuş..göremez olmuş..
Ama o kadar çok isterdim ki kendisine Kur'an'i Kerim'i onun sayesinde o saatlerde okumama vesile olduğunu söyleyebilmeyi..

Kimbilir belki de o vesile olduğu için kazanılan sevaptan benden de bir payı aldığını söylesem bilse..mutlu olur hatta gülümserdi belki de..

Daha çok görmek istiyorum Cemali bey'leri..Osman efendileri Ahmet abileri..Havvaları,Fatmaları,Yeşim'leri Eren'leri Fatih'leri sokakta balkonda duraklarda cafe'lerde deniz kenarlarında kırlarda kıyılarda evlerinin önlerinde Kur'an'i Kerim'i okuduklarını..

Kur'an'i Kerim'e ancak bu şekilde sahip çıkıp özendirerek vazgeçilmez olduğunu her zaman bir çok yerde okunabileceğini halimizle göstererek gençlere örnek olabilir yaşlılara hatırlatabilir daha gençlere de tavsiye edebilir ama en önemlisi de hayatımızın en önemli parçası olduğunu bu halimizle göstermiş oluruz belki..


Sevgilerimle..
..

O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Temizliğinde sınırı var

Hayırlı sabahlar sevgili dostlarım..
Güne başlayalı henüz 2 saat olmuş yataklarım durmakta kızım uyumakta oğlum okuluna gitmiş mahalle oldukça sessiz kuşlar öterken kahvemi yudum yudum içerken güne dair plan yapıyorum..
Yalan..
Temizliğe dair plan yapıyorum..bu günün ilk planı ve gün içerisinde hangi odanın hangi işin planı kaç kez yapılacak sayısını bilmediğim için gece yıkarken günün son bulaşığını aklıma öyle bir soru çakıldı ki arkasını aramadan bırakmak istemedim..
''Temizlik  kaygım takıntı olmasın?''Salonu çocuk odasını mutfağı toplayayım,bulaşıkları şu iş bitince elde yıkayıp ya da şu kadarını makineye şu kadarını elde yıkayayım derken,çamaşırlar asılacak diğerleri toplanıp dürülecek dolap yerleştirilip düzeltilecek derken ve gün içerisinde buna benzer endişelerim takıntı olmasın?..
Mutfakta otururken oturma odasındaki yerlere saçılmış oyuncaklar zaman zaman rahatsız ediyorsa zaman zaman koltuk örtülerim defalarca düzeltiliyorsa bu takıntı olmasın?..
Banyoyu sileli kaç gün oldu camla yine el izleriyle süslenmiş silinmeli deyişim takıntı olmasın?..

Bir yandan dünya hayatının yapılması gereken işleri var diğer yandan da manevi boyutu var bu işlerin ve yaptıklarımızın değil mi?

Birileri beni oyalıyor olmasın?..Dikkatimi başka yere çekerek daha kıymetli şeylerden uzak tutuyor olmasın..
Ne zamandır oturup Meal'in üzerinde bir not almadım..ne zamandır yeni bir hadis ezberlemedim kaldı ki ben hadisleri deftere yazan biriydim ve zaman zaman oturur okuyan biriydim..
Oysa ki şöyle bir düşünüyorum da eve harcadığım zaman ve enerji kime ne derece faydalı bilemiyorum..
Evi toplasan süper etsen bir toz bırakmasan taş çatlasın 30 dk sonra mutlaka bir şey çıkacaktır ve sen yine iş yapmaya girişeceksin..
Bırak-tım!..
Oyuncaklar dağınık kalsın canını acıtmayacak üstüne düşüp ağlatmayacaksa kalsın yerde..Banyo silinmemişse o da kalsın öyle..
Kısa ve öz günlük temizleme programım olsun isterim..
Bulaşık yemek süpürmek yatak kaldırmak çamaşır..

Gerisi ise bana faydalı aileme faydalı dinime ahiretime faydalı şeyler olsa olmaz mı?..
Komşum gülmesin kaynanam kızmasın(benimki kızmaz da)öyle demesinler böyle demesinler'in faydalarını mı gördüm ki bu denli tasa ediyorum..
Kim demiş ben mükemmelim,kim demiş ben kusursuzum kim demiş ben süperim?..
İlan olsun:Değilim hiç biri!


Abartım mı?..

Olsun abarttıysam da kabul..en azından gün içerisinde defalarca aynı işi yapmaktan vazgeçirir bu beni,çocuklar dağıttı evi diye onları azarlamamaya karar verdiğim için sevindirir beni..

Evi temizleyeceğim diye kendimi paralamaktansa abartmayı tercih ederim ..

..ve çok sevdiğim bir resimle şimdilik ayrılıyorum huzurlarınızdan..

 Temiz bir ev boş geçen hayatın göstergesidir..

Öptüm yanaktan :)



..

O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

Recent in Recipes

SON YAZILAR