Hit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Dostlardan paket var(4)

Az önceki Kabe'nin güzellikleri adı altındaki postu hazırken aslan postacımız kapıdan göründü..
Gülümseyerek uzattı pakedi..
Bu insanları benim vesilemle de mutlu ettiğiniz için ayriyetten teşekkür ediyorum.
Bir gülümseme bir sırıtış..anlıyor insan paket teslim edeceğini,neyse..
Kendisine de teşekkür ediyorum..ışık kattı..
Angara'dan paket geldi bu sefer hemde Sümeyyecan'dan..
Yavrum sınav dönemiymiş stresmiş baskıymış aldırmadan hediyeyi 3 ila 4 kez değiştirerek kararsızlık yaşayarak hiç birini laik görmeme çelişkisine de girerek nihayet blogunda görüp de BAYILDIĞIM istanbul baskılı bir şal göndermiş..
Canımmmmm..m'ler fazla oldu biraz farkındayım ama mutluyum..Çok çok çok ama çok teşekkür ediyorum..


Bu hediyeyi ve gelen diğer tüüüüm hediyeleri telafi etmeyen bu durumlara düşsün mü? düşsün!..
Gelelim hediyeye..






Tatlı samimi içten penceresiz panjursuz bir insandır Sümeyyecan..ayrıca okunasıdır da ha şuradan inceleyebilirsiniz:İşte Renkli Hayat
Rabbim hep mutlu etsin seni de emi?..
Ayrıca yukarıda da belirttiğim gibi sınavları vardı lütfen dua edelim..


Öptüm-Sarıldım-Kucakladım..



Mühim not:Oğlum hafız olmayacak :p 



Önemli not:Ev telini bağlatın artık!!



Sondan önceki not:Bu adres senin adresin mi?



Son not:gerçekten senin adresin mi :p








Dipnot:Ciddiyim!eve tel bağlatın :)


..



O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Su ve Osmanlı

 Cerrahhane,Şifahane ve bu gibi güzel adlar altında insana sağlık anlamında yardımda tıp dallarında katkıda hatta çoğu kez zamanımızda dahi yavaş yavaş tasdiklenen hak ettiği ilgiyi gören öncülükler ve başarılara imza atan Osmanlı döneminin sağlık hekimlerinin sağlık ile ilgili bir çok ipucunu ve yöntemlerini büyük bir coşku ile bulunduğu studyodan heyecanı evime kadar yansıyan bir bayanın konuşmasını ve anlattıklarını aklımda kalanlarla paylaşmak not düşmek istiyorum..

Osmanlı döneminde ilaçtan çok daha doğal yöntemlerle var olan rahatsızlığı ve hastalığı giderme ve iyileştirme yöntemleri oldukça ilginç ve bunun yanısıra mantıklı geldiği için bu konuya yer vermek istedim..

Hastalıktan yeni çıkmış insanlara Hippoterapi'yi yani ata binmeyi önermeleri vardı mesela..
Spora çok önem veren ve spor dalları arasında en çok Hippoterapiyi tercih etmelerinin sebepleri ise o kadar güzel ki..

Örneğin insanoğlu yapılan perhiz veya yaşadığı rahatsızlık ve hastalıktan iyileşmesinin ardından  ata binmesi gerektiğini ata binildiği takdirde bir çok faydası yanısıra insanın o  sarsıntı ve sallamalardan iç organlarının da tazelenmesi oksijen alıp daha iyi çalışmalarına sebep olduğunu duymak şaşırtıcı değil mi?

Günümüzde otizm çocuklarına önerilen bir terapidir ata binmek yani Hippoterapi.

Uyku ile alakalı söylenilenler ise uykusuzluk sıkıntısı çekenlere önerilen yöntemler de en az spor ile ilgili söylenenler kadar ilginç ve bir o kadar da güzel yöntemlerdi..
Akan su sesi ile uykuya hazırlanmak ve uyumak,yatağa uzanıldığında önce sağ tarafa yatıp midede kalan gıdaların hazmını kolaylaştırmak ardından sola dönüp iç organları ısıtmak ve sıcak tutmak..
Uyumadan önce alçak sesle konuşmak veya sohbet etmek veya monoton konuşmaların yapıldığı sıcak bir ortama girmenin ne denli etkili olduğu dikkatimi çekti..


İçilen su ise Osmanlı döneminde büyük önem ve dikkat verilen başka bir unsurdu..
Günümüzde yaptığımız gibi kaynak sularını tercih etmek Osmanlı döneminde yaşayan halk için özellikle de hekimler için kaçınılan bir tercih olduğu da çok ilginç..

Suyu kaynağından içmek kaynağa karışan toprağın veya başka şeylerin karışmış olacağından uzak durulmasına bir nedenmiş.
Suyu akan bir pınardan içmek her bir pınardan akan bir su içmek anlamına gelmeden sürekli akan güneş ışınlarının pınarın toprağına kumuna teneffüs edecek derinlikte olması içilecek pınarları tespit edip tercih etmelerine en büyük etken imiş..



Güzel osmanlı döneminden bir kaç damla bilgi bir güzel demet sunmak istedim..insanın dinlerken dahi orada o dönemde yaşamak arzusunu kaç kişi hissetti?
Bu arzu şahsen içimi yakıp aklımı feth etmiş bulundu..



Sevgilerimle..


..

O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Gıybet sofrasına oturtma beni


 Yokluğunu fırsat bilerek ''Yakışmadı ona''cümlenin arkasına gizlenip iyimser bir maskeyle durumdan olayın iç yüzünden habersiz giybet yapılması için sofralara davet edenler..

İki yüzlü olup suçlayarak kendilerinde bu hakkı bularak gerçeklerin elbisesini yırtıp atarak çırılçıplak bırakırlar sözleri,açık bir alana atarak karşı tarafın ''çirkinliğini'' ,''hoşlanmadıkları yanlarını''sergileyerek aşağılamak isterler.
Taşlamaları için elleriyle gösterip bazen isim vererek bazen gizleyerek adını hüsn'ü zan altında bırakarak kötülüğün ve kötülüklerinin su yüzüne çıkmasına müsaade ederler..
Müsaade ederek de gıybet sofralarına sıradan bir postmuş gibi içini anlatıp derdini paylaşırmış gibi gıybet sofralarının sahipliğini yaparlar..
Davetliler olan bizler de düşünmeyi düşünmeden aslını astarını sorup araştırmadan tek taraflı dinleyip üzerimize bir vazifeymiş gibi severek karşılık veririz bu davete..
Birileri ''Bunu ısırın ki ben tatmin olayım,ısırın ki öfkemi böyle çıkarayım kırgınlığımı böyle ifade edeyim,hasedimi kıskançlığımı böyle ödüllendireyim''dedikleri için bizde sırf yorum yazmak adına bazen ya da gönül dostları olduğumuz için ortaklığı kabul etmiş masadaki çatalı bıçağa sarılırız..

Çünkü çataldır bazen yorumlar bıçaktır bazen kelimeler ve yorum kutumuz tanımadığımız bir şahsın etini minik minik lokmalık keserek yediğimiz tabağımızdır..

Isırıyoruz,yiyoruz kimin bilmeden çoğu kez,neden sormadan çoğu kez..susmamız hatta uyarmamız gerekirken anlatanı..

Oysaki gıybeti edilen kişi okusa yazılanları içine işlemezmi söylenenler?..ya da yüzüne yorum yapsak aklımızdakileri birebir söylesek üzülmez kırılmaz mı?
Bildiği ve daha da acı olanı bilmediği kendisini tanımayan insanlar tarafından bu şekilde araştırmadan veya uzak durmaya yeltenmeden gıybet sofrasına büyük bir açlıkla yaklaşmaları incitmez mi onu?

Bu da demek oluyor ki..kardeşinin etini yiyenler günahlarını omuzlamayı kabullenmişler..
Kabullenmişiz birini ısırmaya..minik minik doğrayıp yok etmeye..

Gıybet sofralarında kardeşlerimizin etini yerken canı yanıyordu mutlaka..mutlaka yanıyordur bir şekilde belki de anlam veremediği bir sıkıntı bir iç daralması sarıyordu o anda..
Eti ısırılıyor..hissetmez mi insan?..

Sofranın sahipliğini yapan şahıs mutlu mu olur bu ziyageti sunduğuna?..
Mutlu olması gerekiyor..yoksa bize sunulan oturtulduğumuz bu sofrada sohbet sahibinin nefsi rengarenk gelen her kendi tarafını tutan yorumla dört köşe gözleri ihtirasından tamahkarlığından kör kütük olmuştur mutlaka..

Bunda bizim de payımız yok mu?

Birinin etini yerken birini bu günahtan alıkoymadığımız uyarmadığımız için biz çok mu masumuz?..
Gıybet sofraları kana bulanır da her yere damlar sıçrarken gözlerimiz görmeyebilir belki ama o sofraya oturan da oturtulan da yenen de yiyen de kan içinde kalmıştır şüphesiz ve kesin ve net olarak.

Bu yüzden ayrılırken o sofradan gülümsemeler çoktur..memnuniyet büyüktür..dişlerimizde yediğimiz kişinin etinden artıklar vardır..hangimizin daha çok yediği hangimizin daha çok doyduğunu gösterircesine bir dayanışma bir dostluk havası estirircesine uzaklaşır pencere kapanır ve konu bittirilmiştir..bu dünyada..

Buraya yazdığımız metinlerin hesap verilmeye açık değil mi?..kelimelerin yerleştirilen cümlelerin açılan paragraflar noktalar virgüller dahi hesaba dahilken tuşlarla veya dilimizle işlenen günahlar sözlerimiz veya tık'larımız sayısınca azap olmaz mı?

Soğutarak yürekleri ayıpları ortaya dökerek biz kendimizi sorgulamadan başkalarını sorgulayarak nefsimize pervane oluyor olmayalım?
Şeytana uyarak öfkemiz dindikten sonra pişman olacağımızı bilerek hatta hayatta daha öneli ve değeri daha yüksek durumların mevcut olduğunu fark ederek kendimize kızmayacak mıyız?..

Dil söyler..Parmaklar yazar..mantık karanlık bir odaya kilitler kendini kalbe bir kir daha sıçrar ve durur orada..

Farketmediğimiz kaçıncı kirimiz..temizleyemediğimiz kaçıncı günahımız bu acaba sormak gerekmez mi kendimize?


Not:Tespit geneldir..Bloglarda yayınlanan aslını bilmediğimiz olayları anlatan bilmediğimiz tanımadığımız hellalik almamız nerdeyse imkansız olan insanları üzecek incitecek yayınlardan uzak durup gıybet kokusu olanlardan uzaklaşmak ve bu hassasiyeti hepimizin göstermesi ve mümkün mertebe bu tür durum ve yayınlardan uzak durmamız dileğiyle..



..

O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

15 Mayıs 2012 Salı

Balkondaki Cemali bey..


Akşam vakti küçük balkonuma çıkıp yiyecek içecek bazen okuyacak bir şeyler alıp akşam ezanının okunmasını beklerdim..
Evim yol üstünde olduğu ve sokaktan geçenleri görmek izlemek bana zevk verdiği için bazen 2 bazen 3 saat boyunca hiç bir şey yapmadan akşam vakti balkonda oturmak en büyük zevklerimden biriydi..
Mahallemizin evleri birbirine çok yakın kimileri karşılıklı kimilerinin avluları bahçeleri birbirine bağlı kimilerinin dar sokakları komşuya çıkacak şekildedir..
Mahalle sakinleri akşamları benim yaptığımı yapar..balkonlarda avlularda toplanıp kahve içer akşam ezanına dek sohbet eder..sokakta çocuklar oynar her yer capcanlı ve diridir..
Tam karşımda iki katlı bahçeli bir de minik bir balkonu olan bir komşumun evi vardır..
Kalabalık bir evdir burası..küçük olmasına rağmen tam 4 aileyi barındırır..Küçüğü büyüğü ergeni genci orta yaşlısı bir de çok yaşlısı hatta en yaşlısı olan Cemali bey yaşar burada..

Cemali bey 2 yıl evvel eşini kaybetmiş bir beydir..
Yine bir akşam balkonumda oturmuş sokağı,halini ve günün yavaş yavaş hararetini üzerinden sıyırdığını seyrederken gözlerim Cemali bey'e takıldı,evin kalabalık olmasına aldırmadan günlerce hatta yaz boyunca her akşam vakti akşam ezanına dek balkonun değil de balkona çıkılan merdivenin kenarına oturup saatlerce Kur'an'i Kerim okurdu..

Mahalledeki sesleri eğlenceyi gülüşleri kısaca insanoğlunun çıkarttığı her ses Cemali bey'i gördüğüm anda yok olurdu..
Sanki görünmez bir kumanda sessiz tuşuna basıp heryer inanılmaz bir şekilde hareketli olmasına rağmen sessiz kılıyordu.

Ne zaman Cemali bey'i Kur'an'i Kerim okuduğunu görsem etrafımdaki insanlara çevirip başımı ''Siz neden okumuyorsunuz ey yaşlılar?..70'inize 80'ninize merdiven dayamışlar?'' sorusunu sorardım kendi kendime..

Etraftaki herkese..kendim hariç..sanki ben ölmeyecekmişim gibi..

Kısa bir süre sonra Cemali bey'i yine aynı yerde gördüğüm akşamlardan bir akşam bende Kur'an'i Kerim'imi alıp Cemali bey'in tam karşındaymışım gibi okumaya başladım..
Sonraki akşam da öyle..sonraki hafta da sonraki ay da..

Akşam olunca ikindiyi kıldıktan sonra balkona çıkmak için can atar oldum böylece..
Balkona çıkmak sokaktakileri seyretmek bahçelerde balkonlarda oturanlara bakmaktan ziyade Kur'an okumam için altın bir fırsat harika bir zaman dilimiydi..

Okurken..Gözlerim ayetlerin arasında dolaşıyor..kulaklarım öyle şeyleri duyuyor ki..
Rüzgarı daha iyi işitir oldum..kuşların nereye ne zaman uçup konduklarını daha iyi gözlemler hatta hisseder oldum..

Okurken..Bütün insanları ve çevremde olup biteni etrafımda bulunanlarla aramda  bir ilahi perde gibi inan tarifsiz bir fanus oluştu zamanla..

Onları duyuyordum..kokularını alıyordum çiçeklerin ama ruhum bambaşka yerlere gidiyor daha önce balkonumdan yola çıkacağımı tahmin edemeyeceğim yolculuklara çıkar oldum..

Böylece..daha çok görmek istedim Cemali bey'i..

Bir akşam görmesem..''Acaba hastalandı mı?''diye sorardım halini hatrını..''Bu akşam neden çıkmadı,neden Kur'an'ını alıp okumadı..

Cemali bey'in gözleri zayıf düşmüş meğer..Kur'an'i Kerim'i okuyamaz olmuş..göremez olmuş..
Ama o kadar çok isterdim ki kendisine Kur'an'i Kerim'i onun sayesinde o saatlerde okumama vesile olduğunu söyleyebilmeyi..

Kimbilir belki de o vesile olduğu için kazanılan sevaptan benden de bir payı aldığını söylesem bilse..mutlu olur hatta gülümserdi belki de..

Daha çok görmek istiyorum Cemali bey'leri..Osman efendileri Ahmet abileri..Havvaları,Fatmaları,Yeşim'leri Eren'leri Fatih'leri sokakta balkonda duraklarda cafe'lerde deniz kenarlarında kırlarda kıyılarda evlerinin önlerinde Kur'an'i Kerim'i okuduklarını..

Kur'an'i Kerim'e ancak bu şekilde sahip çıkıp özendirerek vazgeçilmez olduğunu her zaman bir çok yerde okunabileceğini halimizle göstererek gençlere örnek olabilir yaşlılara hatırlatabilir daha gençlere de tavsiye edebilir ama en önemlisi de hayatımızın en önemli parçası olduğunu bu halimizle göstermiş oluruz belki..


Sevgilerimle..
..

O K U
PAYLAŞ: Whatsapp

Recent in Recipes

SON YAZILAR